Emin Çapa: Ya ülkenize sahip çıkacaksınız ya da bir ülkeniz, halkınız olmayacak

İZMİR – İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde Rektör Yardımcısı ve İstanbul Politika Merkezi (İPM) Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman da “Kentlerin Türkiyesi ve Yaşamdaş Kentler: Demokrasi, Yeni Yerellik, Yaşamsallık” başlıklı bir sunum yaptı.

Kongre kapsamında yürütülen çalışmaların önemine değinen Fuat Keyman, “Ben de çalışmalara katıldım. Sayın Tunç Başkan’a hem bu girişimi yaptığı hem de beni bu çalışmaya davet ettiği için teşekkür ediyorum. İzmir’in ayrıcalığı, İzmir’in önemi, böyle bir konferansı burada yapması ile bir kere daha tescil edilmiş oldu. İzmir’e de teşekkür ediyoruz” dedi.

‘KIZILAY’IN BU DURUMA DÜŞMESİ NEDENİYLE ÜZGÜNÜM’

Deprem bölgesindeki izlenimlerini de aktaran Fuat Keyman, sivil toplum kurumlarının, belediyelerin çalışmalarının engellendiğini belirtti. Keyman, “Bu yaşımda Kızılay’ın bu duruma düşmesinden çok üzgünüm. Türkiye’de çadır, kan satan, Eczacılar Birliği’nin deprem bölgesine getirdiği ilk yardım ilaçları için çadırlardan para isteyen bir Kızılay’a sahibiz. Depremde ilk önce holding olmaya çalışan bir Kızılay’a sahibiz. İzmir, İstanbul büyükşehir belediyelerine çok teşekkür ediyorum. Devletin olmadığı, sivil toplumun olduğu, sivil toplumun yeniden canlandığı bir dönemden geçiyoruz. Tunç Başkan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum. Çünkü o insanların buna ihtiyacı vardı. O insanların çağrılarına belediyelerimiz, sivil toplum örgütleri hemen yanıt verdi” ifadelerini kullandı.

‘DEMOKRASİNİN ÖNEMİNİ İÇSELLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR’

Konuşmasında demokrasinin önemine değinen Keyman, “Yüz yıl önce Türkiye, İzmir İktisat Kongresi ile ulus devlet kurmayla, eğitim ve itibarla başardıysa, bugün de başarabilir. Bugün başarırken, geçmişten ders almamız, geçmişe eleştirel olarak bakmamız, geçmişteki eksik olan şeylerin yanı sıra artılarımıza da bakarak, Türkiye’yi gelecek yüzyıla hazırlamamız gerekiyor. En temel derslerden biri demokrasi. Demokrasi olmayınca ekonomik gelişme, adalet de olmuyor. Demokrasiyi artık üzerinde çalışacağımız, koruyacağımız bir sistem olarak görmemiz lazım. Demokrasinin önemini içselleştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

‘HEPİMİZİN BİR ARAYA GELECEĞİ ADİL YAŞAMI TASARLAMAMIZ GEREKİYOR’

Kongrede “Dünya Yeniden Yapılanırken Türkiye’nin Ortak Akılla İnşası” başlıklı bir konuşma yapan Türkiye Ekonomi Araştırma Vakfı (TEPAV) Başkanı Prof. Dr. Güven Sak, Türkiye’nin dünyadaki iktisadi stratejik konumu ve izlenmesi gereken yol haritasına değindi.

Ülkede katılımcı bir geçiş sürecine ve akılcı politikalara ihtiyaç olduğunu dile getiren Sak, “Aslında ne yapmamız gerektiği açık. Şimdiye kadar son beş yılda yaptıklarımızı yapmayacağız. Karar alma mekanizmalarını süratle değiştireceğiz. Önümüzdeki dönemde geleceğe sıçrayacağımıza göre doğru adım atabilmek için bir karar alacağız, sonra bir ölçüm yapacağız, diğer ülkelerle konumumuzu ölçeceğiz. Yanlış yaptıysak yanlışımızı hemen düzeltmemiz gerekecek. Ne yaptığımızı bilerek karar vermemiz gerekiyor. Ben önümüzdeki süreçte Türkiye’de hiç kullanmadığımız ekonomik ve sosyal konseyin son derece önemli bir meclis olacağını düşünüyorum. Yalnızca iktidarın değişmesi değil ortaklaşma kültürünü geliştirmemiz gereken yeni bir dönemin başındayız. Aynı 1923’teki gibi. O gün nasıl bir araya gelindiyse, gelecekle ilgili adım atmanın öneminden söz edildiyse şimdi de hepimizin bir araya geleceği, adil yaşamı konuşmamız, tasarlamamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

‘KAMU- HALK İŞBİRLİĞİ MODELİ’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dış Siyaset Danışma Kurulu Üyesi olarak görev yapan Murat Karayalçın da konuştu. İktisatçı, planlama uzmanı ve siyasetçi Karayalçın, “Proje Sahipliliği” başlığı altında açıklamalarda bulundu.

Devlet ve belediye ikilisini ‘kamu’ olarak nitelendirdiğini ifade eden Karayalçın, “Sabit toplumsal tabanlı projelerini o projelerin hedef kitlesiyle yani proje halkıyla ortaklaşa tasarlamalı, ortaklaşa uygulamalıdır. Bunun için hedef kitle olan proje halkı örgütlenmeli nasıl olursa olsun örgütlenmeli, tercihen kooperatifler biçimiyle örgütlenmeli ve kamuyla örgütlü diyaloğa girmelidir. Diyalog kamunun ve proje halkının örgüt temsilcilerinin, belediye ya da bakanlığın temsilcilerinin içinde eşit sayıda yer alacağı proje karar kurullarında yapılmalıdır. Örgütlü diyalog müzakere ve karar alma şeklinde olacaktır. Müzakere yapılacak. Sonra da ona dayalı olarak ortak karar alınacak. Eşit düzeyde. Kamu daha fazla değil. Kamunun ve halkın temsilcileri mutabakat içinde, eşit olarak karar alacaktır. Bu bir kamu- halk iş birliği modelidir” diye konuştu.

‘DEMOKRASİ HER YERDE OLMALI’

Bu modelin bir başka kazanımının da yaratacağı demokrasi olacağını söyleyen Karayalçın, şöyle devam etti:

“Kamunun ve halkın bir proje uygulaması alanıyla sınırlı olsa bile birlikte düşünmeleri, tasarlamaları, müzakere etmeleri, uygulamaya geçmeleri yeni bir demokrasi anlayışını da beraberinde getirecektir. Aslında bu yeni bir kamu yönetimi anlayışıdır. Ben buna proje demokrasisi diyorum. Demokrasi sadece TBMM’de, siyasi partilerde de olmamalı. Demokrasi her yerde olmalı, yapılmalı. Başta üretim süreci olmak üzere her sürecin içinde demokrasi olabilmeli. Bu katılımcılık değil. Bu katılımcılığın çok ilerisinde olan bir aşama. Katılımcılıkta merkezi, yerel yöneticiler halkı dinlerler ama o dediklerini yapabilirler, yapmayabilirler. Katılımda halka görüşlerini sunma olanağı sağlanmalıdır. O görüşler geçerli görünebilir, görünmeyebilir. Ama bu model öyle değil. Ben bu modeli katılım değil ortaklaşım diye adlandırıyorum”

‘İÇİNE BİLİM SOKMADIĞINIZ HERŞEYİ ÇÖPE ATIN’

Ekonomist-Gazeteci Dr. Emin Çapa, halen daha termik santrallerle kalkınmanın olacağını düşünenlerin bulunduğunu belirterek, “Ekonomide ana şey enerji tüketiminizdir. Bir noktaya kadar. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’nin milli geliri ile enerji tüketimi arasındaki bağı görüyorsunuz. 1950 yılında bir birim milli geliriniz, bir birim enerji tüketiminiz varsa 70’lerin ortasına kadar bunlar ne kadar enerji, o kadar milli gelirdi. 1970’lerin ortasında enerji tüketimi yavaşladı. Milli gelir yükseldi. 80’lerin ortasına gelince milli gelir patlıyor. Enerji tüketimi neredeyse durma noktasına geliyor. 2000’den itibaren enerji düşerken, milli gelir artışı devam ediyor. Bu bize bir şey gösteriyor. Enerji artışı ile milli gelir arasındaki bağ kopuyor. Neden? Çünkü artık içine akıl ve bilim sokmadığınız hiçbir şeyin değeri yok. Bu tarım olabilir, sanayi olabilir. Fark etmez. İçine bilim sokmadığınız her şeyi çöpe atın.” diye konuştu.

‘BİLİM YOKSA REFAH, UYGARLIK, ZENGİNLİK, TEKNOLOJİ YOK’

Geleceğin en önemli konusunun yaşam bilimleri olacağını söyleyen Çapa, “Olayı sadece farmakolojiye indirgemek haksızlık olur. Başka bir şeyden bahsediyoruz. İnsan olarak ölmeyeceksiniz. Daha önce böyle bir şey yaşamadınız. Tarım devrimi değil bu. İnsanı yeni baştan yaratma noktasındayız. Bu çok iyi bir şey mi? Çok korkuyorum. Ödüm kopuyor, çünkü bu olayın etik tarafı eksik. Akıl ve bilim tarafı tamam ama akıl ve bilimin yanına vicdanı koymazsak, o tarafı beni çok korkutuyor. Türk halkı geleceğe doğru nasıl koşar? Geriye bakarak geleceğe koşulur mu? Uygarlığın, gücün, teknolojinin sırrı, bilimdir. Bilim yoksa refah, uygarlık, zenginlik, teknoloji yok” dedi.

“Bilim nedir” sorusunu soran ve salonun ışıklarının kapatılmasını isteyen Çapa, bir kibrit yakarak, Bilim bu. Çünkü bilim maceramız daha çok yeni. Bilim macerasında daha o kadar küçük, yeni bir yerdeyiz ki ancak bu kadar bizim yolumuzu aydınlatıyor. Ama siz buna sahip çıkmazsanız o zaman karanlıkta kalırsınız. Rotanızı, yolunuzu kaybedersiniz. Karanlık, hurafe, batıl sizi yer yutar. Kendinizin, çocuklarınızın hayatını, ülkenizin geleceğini yok edersiniz. Karanlığın içinde yolunuzu kaybedersiniz. Ülkenizin, kendinizin, çocuklarınızın, halkınızın geleceğini kaybedersiniz. Türkiye’ye çok inanıyorum. Ya ülkenize sahip çıkacaksınız. Ya da sahip çıkacağınız bir ülkeniz, halkınız olmayacak” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir